|
|
|
|
|
Mizah & Eğlence |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
GERÇEK OLAYLAR |
|
|
|
(Gerçek Olay) Köyümüzden Süleyman efendi hasım
sahibidir. Kasabaya giderken dahi ruhsatsız silahını yanında
götürür. Bir gün kasabaya gireken, kasabanın girişinde Polisler
köyün minibüsünü arama yapmak için durdurmuşlar. Arka kapıyı kapatıp
önden aramaya başlamışlar. Bizim Süleyman ağa en arka koltukta
oturmaktadır. Tabancasının hazinesinde de daima mermi vardır. Baktı
ki silah gidecek ve yakalanacak. Yavaşça silahı önündeki koltuğun
altına bırakmış ve ayağı ile ön tarafa doğru itelemiş. Silah paldır
kültür doğruca önde arama yapan polisin önüne gitmiş. Polis silahı
almış ve sormuş silah kimin diye sahiplenen olmamış. Polis uyanıkmış
bakmış ki ağzında mermi var. Silahın kabzasını iyice kavrayıp
parmağını da tetiğe bastırır gibi yapmak suretiyle tek tek yolculara
doğru doğrultup "senin mi, senin mi.." diye sormaya başlamış. En son
bizim Süleyman ağaya gelince sıra "Süleyman ağa" öte tut, ağzında
mermi vardır" demiş! Demiş ama kendini de ele vermiş, doğru
cezaevine.. (Abdullah BULADI) |
|
|
|
(Gerçek Olay) Amcam ile mahkeme arasındaki gerçek
diyalog'tan: Muhtar olan amcam, bir gurup köylüler tarafından
"rüşvet alıyor!" diye şikayet edilir. Dava açılır ve amcama duruşma
için celp gelir. Duruşma günü bütün şikayetçiler ve amcam kasabaya
giderler. Duruşma başlar ve Hakim amcama iddianameyi okuduktan sonra
-şikayetçileri eliyle göstererek- "Bak, Muhtar rüşvet aldı diyorlar
ne diyeceksin..!"der. Söz alan amcam "Hakim bey bana da hep zaman
zaman Hakimler rüşvet alıyor derler amma ben inanmam..!" der. Bunu
duyan Hakim öfkeyle ve hiddetle müştekilere döner ve "çıkın dışarı
BERAAT" der. (Abdullah BULADI) |
|
|
|
Karadenizli olan mübaşir, bir gün hakim beyin evine
giderek hanımına "Hakim pey evdemidırlar ?" diye sorar. Hakimin
hanımı sinirli bir şekilde "Ne münasebet, o sadece mahkemede dırlar"
diye cevap verir. (Av.Zühtü Kazancı) |
|
|
(Gerçek Olay) Bu olay kelimesi kelimesine aynen
yaşanmıştır. İçinde geçen müstehcen ifadeleri ..... şeklinde
sansürlemeye çalıştım ama bu halinden dahi rahatsız olacak
meslektaşlarımdan özür dilerim ama olayın oluşu aynen böyledir.
Yer : Afyon / Emidağ Ceza mahkemesi. Şimdilerde emekli olan ve
mizahi kişiliğiyle tanınan o zamanın hakimi büyükbaş hayvan
hırsızlığının sıkça yaşandığı bu ilçeye tayin olunca hırsızlığın
kökünü kazıyacağım diye dost toplantılarında konuşurdu. Yine bir gün
bir at çalınmış ve hayvan hırsızlığıyla ünlü Deli Hasan lakaplı
sabıkalı da ( o zamanlar adet olduğu üzere nerde bir hayvan çalınsa
bu adam tutulur getirilirdi savcının karşısına ) sanık olarak son
celsede yerini alır. Hırsızlığa karşı hassas hakimimiz hırsızlık
gece vakti yapıldığı için şu kadar , meskun mahalde yapıldığı için
şu kadar , ahırın kapısı kırıldığı için şu kadar diye cezayı katlaya
katlaya 8 yıla mahkum etti. Bu cezayı duyan sanık ayağa kalkarak "
HAKİM HAKİM SENİN ANANI AVRADINI ...... EDEYİM. ULAN İNSAFSIZ ,
ÇALDIĞIMIZ BİR KÖR AT ADAM MI ÖLDÜRDÜK BRE ALLAHSIZ PEZ...." diyerek
tepkisini demokratik biçimde dile getirince sıra bekleyen biz
avukatlar eyvah dedik. Bu arada zabıt katibide tutanak tutmaya
başlayınca Hakimimiz " Bırak allasen katip . Şimdi bu böyle benim
anamı şeyedeyim deyince anam şeymi oldu. Yok bırak ben onunu anasını
avradını ve de bacısını ......edeyim dedi. Ve bizlerin gülmekten
yere yıkılmamıza sebep oldu. Daha sonra hakimden duyuyoruz. 8 Yıl
hüküm giyen sanık o zamanların ünlü hapishanesi Sinop Kalesinden
Hakimimize mektup yazmış . Özet olarak "iyi hakimsin hoş hakimsin de
bana da çok ceza verdin " diye hakim de hiç üşenmeden oturmuş cevap
yazmış " sana çok ceza verdiğimin farkındayım. Onu da çalıp ta
yakalanmadıklarına say ". Bütün meslektaşlarıma başarılar ve
esenlikler diliyorum (Cemal Okan YÜKSEL)
|
|
(Gerçek Olay) Bundan yirmi sene önce, çok zeki ve
hazır cevap bir arkadaş olan Av. İlhan ile Yenikapı'da bulunan bir
çay bahçesinde oturuyorduk. İlhan, gazetedeki haberlere göz
gezdiriyordu. Baş sayfada o zamanın ünlü babalarından birinin ölüm
haberi yer almıştı. Yine baş sayfada resim ve altında bir yazı göze
çarpıyordu "Yeraltı dünyasının ünlüleri cenazedeydi" yine başka bir
resmin altında "İstanbul Genelevinin kadınlarının da cenazeye
iştirak ettiği" ibaresi yer almıştı. Sayfanın alt tarafında ise eski
Cumhurbaşkanının göndermiş olduğu çelengin fotoğrafı yayınlanmıştı.
Arkadaşım "Yahu, bu ne biçim memleket, falanca feşmekan ölüyor da
koskoca cumhurbaşkanı ona çelenk gönderiyor?" diye serzenişte
bulundu. Yüksek sesle söylenen bu sözleri o sırada yan masada oturan
ölenin iki fedaisi duydular ve İlhan'ın yakasına yapıştılar. İri
yarı, insanı bir anda parçalayacak tiptendiler. İlhan'ın yakasını
tutan, "Ula sen ne deyısın rahmetliye" diyerek sarsmaya başlamıştı
bile, İlhan, neye uğradığını şaşırmıştı "Kardeşim yanlış anladınız"
diyerek teskine çalışıyordu. Ancak, adamı sakinleştirmek şöyle
dursun, daha da çileden çıkarıyordu bu sözler. "Ula neyi yanluş
anladum? Dedun ki, niye çelenk cönderdi, ben buni böyle işittum",
ikimizin de güzel bir dayak yemesine az kalmıştı ki, İlhan gayet
çevik zekasıyla bağırarak durumu düzeltti "Olur mu abi, neden
rahmetli abimize kendi gelmedi de çelenk gönderdi?". Bunun üzerine
adam sakinlemişti "Afedersin abi" diyerek özür diledi, hep beraber
oturup birer çay içip rahmetlinin ruhunu şad'ettik." (Av.Nusret
Kadri Soycan) |
|
|
|
(Gerçek Olay) Herkesçe tanınan ve sevilen bir ses
sanatçısı yaralamaya azmettirme suçundan yargılanıyordu. Olayın
tanıkları, sanığın diğer sanıklara VURUN diye bağırdığını ifade
ettiler. Bu arada ses sanatkarının Avukatı söz alarak, "Efendim,
tanıklar yanlış ifade ediyorlar, müvekkilim, VURUN demememiştir,
DURUN demiştir. Fakat bu VURUN şeklinde anlaşılmıştır". (Av.Nusret
Kadri Soycan) |
|
|
|
(Gerçek Olay) İpsala Adliyesi'nde Savcı, zorla kız
kaçırma davasının soruşturmasını yapıyordu. Ben, ortağım Av.Murat'la
beraber sanık vekiliydik. Mağdure de kendisini bir Avukatla temsil
ettiriyordu. İfadeler alınırken birtakım müdahalelerde bulunup,
olayın manevi unsurunun gerçekleşmediğini ispatlamaya çalışıyorduk.
Nihayet üç sanığın ifadesi alındı, ancak Savcı, mağdurenin
kaçıranların dört kişi olduğunu söylediğini, dördüncü kişinin ortaya
çıkarılmasının gerektiğini ifade ediyordu. Müvekkillerimiz özellikle
bu dördüncü kişiyi ifşa etmeye yanaşmıyorlardı. Bu ise delillerin
toplanmamış olması demekti ki, tutuklanma için yeterli bir neden
olarak karşımızda duruyordu. Savcıdan izin isteyerek
müvekkillerimizle konuştuk ve dördüncü kişinin Hakkı isminde biri
olduğunu bildirdik. Bu arada soruşturmaya ara verilmişti. Savcı,
hepimize çay söyledi ve aramızda tatlı bir sohbet başladı. Ben,
"Efendim eğer sanıklardan birinin adı Rıza olsaydı, kız rızayla
kaçırılmış olacaktı, değil mi?" diyerek kendimce bir espri savurdum.
Geçen zaman içinde Jandarmalar dördüncü sanığı getirdiler.
Kendisiyle hiç konuşmamıştık ve üç kişinin ne ifade verdiklerini
bilmiyordu. Ancak, özel bir görüşme yaparsak sanığa kendisinden
öncekilerin ne ifade verdiklerini söyleyebilirdik. Ancak sanık,
Avukat istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını ifade etti.
Savcı da büyük bir nüktedamlıkla "Avukat Beyler, Hakkı da geldiğine
göre lütfen odayı terkedin de ifade alalım, rızayla kız kaçırılırsa,
hakkıyla da ifade alınır". (Bir Avukat Meslektaşımızdan) |
|
|
|
(Gerçek Olay)"İpsala Adliyesi'nde görülen tazminat
davasında, davacı vekiliydim. Sultanköy sakinlerinden olan hindi
üreticisi müvekkilimin hayvanları, davalının tarlasına serpmiş
bulunduğu zehirli buğdayları yiyerek telef olmuşlardı. Bu yüzden
müvekkilim tarafından açılan davanın duruşmasına yeni giriyordum.
Davalı vekili, müvekkilinin bu zehirli buğdayları tarlasına atmadan
önce ilan yaptırdığını, buna rağmen zararın meydana geldiğini iddia
ediyordu. Hakim, dosyayı çok güzel okumuş ve olaylara vâkıftı.
Davacı vekili olarak duruşmalara katılmama karar verdikten sonra
sordu; "Avukat bey, müvekkiliniz olay yerinde zarar ziyan tespiti
yaptırmış, onbeş hindinin öldüğü saptanmış, ancak siz seksen hindi
hakkında dava ikame etmişsiniz. Bunu açıklayınız". Dosyayı yeni
aldığımdan hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Ancak, hakime de cevap
vermem gerektiğini hissederek hafifçe öksürdüm. (Beni tanıyan
arkadaşlar bu öksürüğümün yalan uyduracağım anlamına geldiğini
bilmekteydiler). Ve tüm ciddiyetimle cevap verdim. Hakime hanım,
onbeş hindi zehirli yemleri yer yemez olay yerinde can verdiler.
Diğerleri ise daha sonra vefat etmişlerdir. Duruşma salonu epeyce
kalabalıktı. Yanlışlıkla telef olmuşlar yerine vefat etmişler
kelimesini kullanınca, başta davalı vekili olmak üzere herkesi bir
gülme krizi tuttu. Bunun üzerine hakim, duruşmaya ara verdi. (Bir
Avukat Meslektaşımızdan) |
|
|
|
(Gerçek Olay) Bursa'da Ağır Ceza Mahkemesinde
stjajımı yaparken Reis bey sanığa sordu: 'oğlum adamı kaçırmışsınız,
dövmüşsünüz, parasını almışsınız, hakkında iddialar var, ne diyorsun
bu iddialara' diye sorunca sanığın verdiği cevap : 'Valla hakim bey
benim böyle bir iddiam yoktur, tahliyemi isterim' (Bir Avukat
Meslektaşımızdan) |
|
|
|
(Gerçek Olay) Bursa'da Asliye Hukuk Mahkemesinde
stajımı yaparken bir boşanma davası sırasında davalı söz aldı ve:
'Efendim ben karımı deliler gibi, çılgınlar gibi seviyorum' dedi.
Davacı hanımın vekili de : 'Efendim işte sorun burada davalı eşini
deliler gibi, çılgınlar gibi seviyor. Normal değil bu, normal
sevemiyor' diye cevap verince salonda herkesi bir gülme tuttu. (Bir
Avukat Meslektaşımızdan) |
|
|
Şöhretli avukatın yazıhanesine bir müşteri geldi ve;
-Size bazı hususlarda akıl danışmak istiyorum.
-Soracağınız iki sual için 10 milyon TL.sı alırım.
-İki sual için 10 milyon TL.sı çok değil mi?
-Olabilir dostum. Şimdi ikinci sualinizi bekliyorum. (İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1975 yıllığından.)
|
(Gerçek Olay) BİR KARADENİZLİ'DEN HUKUKTAKİ OĞLUNA
MEKTUP:
"İçi cözim, uşağum. Nasulsun, ey musun, has mısun? Terslerin ne
alemdur? Tuyduğumuza cöre, kayfeden ceri celmeyimüşsün. Punu ta mu
tuyacaktum. Oy cözümün pepeğini seveyum, pak ta peni rezil etme.
İtare, itare teyup turuysun. Netur pu itare? Pizum evin itaresinden
zormidur? Hem, matraculasyon tiye para isteysin. Ha uşak, matrak mı
keçeysun, yoksa penimle. Pir de eski direksiyon mu, netür, ona da
para... Pizum eski arapanın tireksiyonu durayur. Onu cöndersem de
yatursan olir mu?Hele, haraç vereceğum, temene bir sinirlendim, pir
sinirlendim, çi, o cün ananla eve töviş yaptık. Pana pak uşak, senin
paban kimseye haraç yeturmuş teğildu. Oy, sen rezil ettin peni,
çendinu itare edemeyusen, yatağı yorkanı, uşağı, tevşeyi toplayup
piz de celelum.Uzin lafun kısasu "sınıfı geçtum, celeyum" tiye
telgrafını peklemekteyum. Oy uşağım, anan paban tekrar, tolansun
sağa, Baban Sefer İreis" (İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi
1975 yıllığından.) (Av.Nusret Kadri SOYCAN)
|
|
|
|
Sayfa
(1)
(2)
(3)
(4)
(5) |
|
|
|
|
|
|
|